19 Ekim 2014 Pazar

İpek Yolunda Türk Kültür Mirası

İpek Yolunda Türk Kültür Mirası
ARAŞTIRMA-İNCELEME İpek Yolunda Türk Dünyası Ortak Kültür Mirası Bilgi Şöleni Tebliğleri Türk Ocakları Genel Merkezi 3 Ekim Türk Günü kutlaması Çerçevesinde Uluslararası ‘İpek Yolunda Türk Dünyası Ortak Kültür Mirası’ Bilgi Şöleni hazır-ladı. 3-4 Ekim 2013 tarihinde Ankara’da gerçekleşen Bilgi Şöleni’ne farklı disiplinlerden 60 bilim insanı bildiri sundu. Elinizdeki kitap bu bildirilerden Bilgi Şöleni düzenleme komitesine ulaşan metinlerden oluştu. İpek Yolu’nun farklı yönlerinin tartışılıp aydınlatıldığı bu Bilgi Şöleni yeni projelerin ve çalışmaların yönünü belirleyecek bilimsel bilgi eksikliğini giderecektir. Dünyanın en zengin kültür mirasına sahip alanlarından birisi olarak İpek Yolu her yönüyle incelenmeye ve keşfedilmeye değer bir konu olduğu bu eserle daha iyi görülecektir. Projeye katkı sağlayan bütün kurumlar ve kişilerin bu kitabın oluşmasındaki değerini okuyucu takdir edecektir. İPEK YOLUNDA TÜRK KÜLTÜR MİRASI Editör: Fahri Atasoy Fiyat: 40 TL (KDV Dahil) Ebat: 23.5 x 16,5 Sayfa: 588 ISBN : 978-975-7739-72-2
TÜRK YURDU YAYINLARI Sezenler Sokak Nu:4/12 Sıhhiye Ankara Telefon: 0 (312) 229 69 74 https: // www.turkyurdu.com.tr e-posta: turkyurdu@turkyurdu.com.tr
İÇİNDEKİLER Takdim ...............................................................................................................................................................7 İpek Yolu’nda Türk Dünyası Ortak Kültür Mirası - Dr. Fahri ATASOY ............................................................9 Kadim Türkler ve İpek Yolu’nun Tarihî Gelişimi - Prof. Dr. Ahmet TAŞAĞIL ...............................................14 İpek Yolu Güzergâhı - Yrd. Doç. Dr. Bülent AKSOY ......................................................................................21 Orta Asya’da İpek Yolu Kültür Mirası ve UNESCO’nun İpek Yolu Projesi - Prof. Dr. Şahin MUSTAFAYEV ..........30 İpek Yolu’nda Kültürel Etkileşim: 6-10. Yüzyıllarda Ticaret, Siyaset ve Din - Prof. Dr. Üçler BULDUK ..........40 İpek Yolu’nda Yaşayan Hâlklar İçin Cengiz Yasalarının Önemi - Prof. Dr. Sadettin GÖMEÇ ............................46 İpek Yolu’nun Başlangıç Güzergâhında Tehlikedeki Türk Toplum ve Kültürleri: Sarı Uygurlar - Prof. Dr. Abdulreşit Celil KARLUK .................................................................................................................................................56 İpek Yolu’nun 8-9. Yüzyıllar Arasında Moğol Kavimlerine Kültürel Etkisi - Dr. Enkhbat AVIRMERD .........76 Kâşgar Şehrindeki El Sanatları Bağlamında Modernleştirme Sürecinde Uygur Kültür Mirasının Sorunları - Prof. Dr. Küreş TAHİR ...................................................................................................................................................80 16. Yüzyıldaki Anadolu Ticaret Yolları - Prof. Dr. Osman GÜMÜŞÇÜ ........................................................101 Seyyahların Gözünden 19. Yüzyılda Osmanlı Yolları: Bozulmalar ve Yaşanan Güçlükler - Dr. Fahri YILDIRIM ...115 Büyük İpek Yolu Üzerindeki Taraz Şehri ve Türk Yolları - Nurbolat BÖGENBAYEV .................................128 Türkistan’dan Anadolu’ya Defin Gelenekleri ve Mezar Yapıları - Yrd. Doç. Dr. Turgay YAZAR .......................135 İpek Yolu’nda Türk Kültürünün İzleri: Tamgalar - Yrd. Doç. Dr. Mustafa AKSOY .......................................146 İpek Yolu’nda Hâlılar, Kilimler, Bezemeler - Yrd. Doç. Dr. Nuran SAY .........................................................156 İstanbul’a Şair ve Yazarların Yolculuğu - Prof. Dr. Cemal KURNAZ .............................................................165 İpek Yolu’nda Masalların Yolculuğu - Prof. Dr. Ali YAKICI ..........................................................................175 İpek Yolu’ndaki Göç Hareketlerinin Türk Edebiyatına Yansımaları - Seda ARTUÇ .....................................189 İpek Yolu’nda Hâlk Âşıkları ve Hâlk Hikâyeleri - Prof. Dr. Metin ÖZARSLAN ..........................................203 Türklerin Karşılaştığı Dinlerle Etkileşimi - Prof. Dr. Durmuş ARIK ............................................................220 Mani Dininin Uygurlar Tarafından Kabulü ve Türk Kültürüne Etkisi - Prof. Dr. Harun GÜNGÖR ..............233 İpek Yolu’nun Mavera-ün-nehir’deki Hadis Çalışmalarına Etkisi - Dr. Kudret ARTIKBAYEV ......................244 Sovyet Sonrasında İpek Yolu’nda Hanefilik ile Selefiliğin Hâkimiyet Mücadelesi - Prof. Dr. Seyfettin ERŞAHİN ............255 Menkıbelerin Kurduğu Zaman ve Mekân: Ahmed Yesevi ve Hacı Bektaş Örneği - Prof. Dr. Ahmet TAŞGIN .......267 İpek Yolu’nun Hazarlarda Yahudi Kültürüne Etkisi - Prof. Dr. Mustafa ÜNAL ............................................273 Özbekistan’da Gündelik Hayatta Türk ve Türkiye’ye Dair Algılar - Dr. Ayşe Çolpan KAVUNCU ....................284 İpek Yolu’nun Türklere Sunduğu Jeo-stratejik İmkânlar - Prof. Dr. Abdullah GÜNDOĞDU .........................294 Yeniden Canlanan İpek Yolu’nda Ekonomik Stratejiler - Prof. Dr. Ahmet Burçin YERELİ ............................301 Tarihî İpek Yolu’nun Türkiye’ye Sunduğu Ekonomik Fırsatlar - Doç. Dr. Mustafa YILDIRAN .......................308 İpek Yolu’nda Türk Dünyasının Jeopolitik Önemi - Prof. Dr. Ramazan ÖZEY ............................................328 İpek Yolu ve Türk Konseyi - Prof. Dr. Darhan KYDYRALİ ..........................................................................359 Yeniden Canlanan İpek Yolu’nun Dünya Ticaretine Getirdikleri - Hüseyin ERDEM ...................................364 İpek Yolu’nun Güvenliğinde Kültürel Diplomasinin Rolü ve TÜRKSOY - Doç. Dr. Fırat PURTAŞ .................372 Kazakistan Bilgilerine Göre İpek Yolu Boyundaki Büyük Orta Asır Şehirleri - Prof. Dr. Madiar ELEYOV ......377 İpek Yolu Üzerinde Bulunan Eski Türk Şehirleri - Prof. Dr. Bekir DENİZ ...................................................381 Orta Asya’dan Anadolu’ya Minyatür Sanatı - Yrd. Doç. Dr. Sevay OKAY ATILGAN .................................425 Göktürk Döneminde Orta Asya’nın Maddi Kültürü - Yrd. Doç. Dr. Ferhad MAKSUDOV ............................446 Anadolu Selçuklu Dönemine Ait İki Nadide Eser: Mızrak Ucu ve Kilit - Yrd. Doç. Dr. Alptekin YAVAŞ .....453 İpek Yolu’nda Timurlular - Prof. Dr. Mehmet ALPARGU ...........................................................................464 Selçuklular ve İpek Yolu - Prof. Dr. Tuncer BAYKARA ................................................................................480 9. Yüzyılda İpek Yolu Ticaretinde Araplar ve Hazarların İşbirliği - Prof. Dr. Farda ASADOV ...........................487 İpek Yolu’nda Türk Mimarisi - Doç. Dr. Gözde RAMAZANOĞLU ...........................................................496 İpek Yolu’nun Türk Sanatına Etkisi: Kervansaraylardaki Süsleme Motiflerine Yansımalar - Yrd. Doç. Dr. Can ŞAHİN ......510 Anadolu Selçuklu Kervansaraylarında Süsleme Sanatı Örnekleri - Araş. Gör. Şükrü DURSUN ......................526 İpek Yolu ve Müzikal Miras - Dr. Serdar ERKAN .........................................................................................555 Türk Dünyası Geleneksel Müzik Kültüründe Genellikler ve Onları İnceleme Sorunları - Shakhym GULLYEV .....563 İpek Yolu Üzerinde Azerbaycan Medeniyeti - Gulnaz ABDULLAZADE ...................................................570 Musiqi irsimizde Böyük İpek Yolu - Habiba MAMEDOVA...............................................................................575 İpek Yolu’nda Türkçe ve Alfabe - Yrd. Doç. Dr. İbrahim ATABEY.................................................................580

26 Ocak 2012 Perşembe

yabancılaşmış aydın, batı'nın yeniçerisi



Mahmut Çetin’i biz Boğaz’daki Aşiret kitabıyla tanıdık… Kitapları yanında, TV5’teki Kitabiyat programı ve biyografi.net internet sitesinin editörlüğünü yapıyor. Mahmut Çetin’le yeni çıkan ‘Aydın Yabancılaşması’ kitabını konuştuk.

Boğazdaki Aşiret, X İlişkiler, Genetik İhanet, Teyze ile Prenses ve şimdi de Aydın Yabancılaşması bu kitaplarda ne anlatıyor Mahmut Çetin ?

Aslında Aydın Yabancılaşması, önceki kitapların nedenini, niçinini anlatıyor. Önceki her bir kitap, batılılaşmanın belirli bir bölümünü anlatır, örnekleriyle bir omurgayı yakalamaya çalışır. Aydın Yabancılaşması, bu işin sosyolojisinin peşindedir.
Kitapta ilk dikkatimizi çeken şey heterodoksi kelimesi… Hatta siz Aydın Yabancılaşması’nın hemen altına ‘üstseçkin heterodoksi’ demişsiniz.
Heterodoksi kelimesini, bir kelimeyle karşılamak zor. Batınilik ve rafızilik kelimesinin ortalamasını aldığımızda, yaklaşık olarak heterodoksi kelimesiyle karşılayabiliriz. Ehli sünnet kelimesinin tam zıttıdır da diyebiliriz heterodoksi’ye.

O zaman alevi-sünni farkı temel inceleme noktalarınızdan biri mi?

Hayır, alevliğin konumuzla doğrudan bir ilgisi yok. Ama dolaylı olarak, alevilik de işin içinde. Bizim asıl ele aldığımız kesim üstseçkinler, bürokrasi ve tekelci sermaye içindeki heterodoks eğilimler ve diğer yabancılaşma düşüncelerinin dönem dönem Türk aydınını etkilemesi… Burda alevilik değil ama bektaşilik karşımızda. Bunun yanında melamilik ve mevleviliğin yabancılaşmadaki katkıları da konumuzun içinde.

Üstseçkin deyince bürokrasinin ve sermayenin bir kısmını anlıyoruz.

Evet… Bir millet bütünü var, bir de kendini bunun içinde hissetmeyen, insanımıza böcek gibi bakan bir zümre var. Milletimizin değerleriyle çatışan, ihtilaf alanlarını körükleyen bu insanların bilinmesi gereğine olan inancımız, bize bu kitapları yazdırıyor zaten.

Burda nasıl bir yapıyla karşılaşıyoruz ? Bunların kökenleri, inançları, ilişkileri ?

Bir kere bunların etnik yapılarından bir sonuca varma imkanımız yok. Mesela bunlar sadece sabetaycılardan oluşuyor diyemeyiz. Onlardan bazıları da var. Bizim içimiziden devşirilmenler de var.

Bunu biraz açılım...

Evet açılması gereken bir durum. Etnik veya inanç farkından ziyade bir zihniyet var karşımızda. Bu zihniyeti topyekun yabancılaşma olarak ifadelendirebiliriz. Toplumları ayakta tutan şey değer yargılarıdır. Bu toprağın insanlarıyla hiçbir kültürel bağı olmayan Türkiye'deki küçük bir mutlu azınlık, değer yargılarımızı tahrip ederek toplumun geleceğiyle oynuyor. Adeta bir yabancılaşma ideolojisiyle karşı karşıyayız. Bu ideolojinin hedefi özel olarak birey, genel olarak da toplum olmakla birlikte, kurum olarak hedef ailedir.

Boğazdaki Aşiret literatürümüze girdi. Aydın Yabancılaşması’nın da böyle bir durumu var mı?

Tabii her kitabın bir kaderi var. Her insan gibi… Eğer tarihin bu diliminde söylenmesi gereken bir şeyi söylemişsek, kalıcı olabilir. Yoksa kainatta söylenmemiş söz yok. Bunun öne çıkabilmesi için toplumsal matrisin bir tarafından yakalamak gerekiyor.

İnşa edilmiş piramiti gözlemlediğinizde kim nerede görüyorsunuz?

Bir tarafta bürokratik bir yapı var. Eski Osmanlı paşalarına dayanan bir çerçeve. Bunun dışında burjuvaziden çok yoğun olarak bu yapıya dahil olan bir grup var. Evliliklerle artık bürokratik yapıyla burjuvazi içiçeleşiyor. Bunların ortak noktası da bir 'değil'de kilitleniyor. O hayırda köylülerin sınıfsal yükselişi, sosyal mobiliteyi aşmaları ve inanç olarak da belirli değerlerin muhafazasında ısrarcı olmaları. Burada çok ciddi bir çatışma var.

Neyin çatışması?

Nüfuz alanlarının çatışması. Para kazanmak artık marifet olmaktan çıkmıştır. Para artık Türkiye'de her kesimde var. Kimisi emeğiyle, kimisi eroin furyasıyla, kimisi kumarla kazanıyor parayı. Bürokratik yapının ve burjuvazinin yani Tekelci Sermayenin kilitlendiği alan 'değil'dir. Bu değil, Türklük kavramının, İslam’dır ve hususen sistem şuurunu ifade eden bir bütüncüllük arzeden Sünni İslam’dır. Bunlar İslam üzerinde gelişigüzel oynamak istiyorlar. Tanrı'yla pazarlık etmekten haz duyuyorlar. Kurbandan oruca, namazdan örtünmeye her şeyi tartışma konusu yapmak istiyorlar. Bizim tavrımız net. Din tartışılmaz, inanılır ve yaşanılır. İstemeyen inanmaz. Ama benim değerlerimi tartışamazsınız!

Sosyete, mutlu azınlık, bürokratik zihniyet, süper dejenereler, üst zenginler bütün bu tanımlar bizi nasıl bir sonuca ulaştırıyor?

Bunların nerede başladığı ve nerede bittiği o kadar net değil. Hepsi iç içe girmiş vaziyette. Bir kere bunların hepsi üst tabakayı oluşturuyor. Mesela mutlu azınlık bir niteleme olabilir; ama öbür tarafta üst zenginler, sosyete… Bunlar fiili durumu karşılıyor. Aydın Yabancılaşmasıüstseçkinlerin düşünce değişim aşamalarını yakalamaya çalışıyor.

Üstseçkinler yaşadığı yabancılaşmanın ve toplumu yozlaştırmanın farkında mı ?

Çetin Altan'ın bir sözü var: Biz sıradan ateist değiliz, biz paganız. Paganlar başka türlü olamadıkları için Tanrı tanımazlar, diyor. Yetiştirilme tarzlarından dolayı başka türlü olamadıkları için Tanrı tanımazlar. Şimdi bu çevrede kendi içerisinde bir dünya kurmuş. Okul, eğlence, tatil, evlenme hepsi bir çevre içinde olup bitiyor. Dışındaki sürülere böcek gibi bakıyorlar. Bunların güldükleri şeyler bellidir, seyrettikleri filmler bellidir... Çetin Altan’ı, çocuklarını ve torunlarının düşünün. Dededen toruna ailenin bütün fertleriyle yabancılaşmanın içindeler. Sağ, muhafazakar bir zemine oturacak, teorisinde Mehmet Altan var. Etnik damara şerbet dökülecek Ahmet Altan devreye girecek. Süper Star finalisti pazarlanacak onu da Yılmaz Erdoğan’ın birlikteliği torun Sanem Altan yapacak. Şebeke şakır şakır ve iğrenç bir şekilde çalışıyor.
'Mutlu azınlık için; mutlu azınlık sömürgecidir ve sömürüsünün devamını, yerli halkın kültürünü tamamen değişikliğe uğratmakla göstermektedir.' diyorsunuz.
Aslında bu söz bire bir benim değil. Ben de sosyalbilimcilerin, araştırmacıların birikiminden yararlanıyorum. Bu cümlenin özüne bakınca, bunların aileyi hedef aldıklarını görüyoruz. İşinde gücünde aile kurumu içinde bir insanı dönüştürmek zor. Önce süper starlığı cazip bir değer haline getiriyor ondan sonra şebekeye dahil olanlar eliyle kitleleri dönüştürüyor.

Buna nasıl karşı duracağız ?

Yapılması gereken; yerli düşünceye mensup aydın tavrının öne çıkması. Halk üzerine düşeni yapabildiği kadar yapıyor.

Aydın tavrı nasıl öne çıkacak ?

Halkın içinde ve önünde olan bir aydın tipi, mutlaka çözümler üreterek öne çıkmalı. Yahya Kemal'den başlayarak ifadesini bulan bir ekol, değişerek devam etmek. Çözümlerini sert kararlarla, jakoben, dır'lı cümlelerle değil, hayatın içinde arayışını sürdürerek ve geleneğin yorumlanarak modernize edilmesi tarzında bir yaklaşım. Tanpınar'dan Cemil Meriç'e ve günümüze kadar uzanan bir zincir. Bunun açılımları sol da sağ da olabilir.

Bu üst zenginler güçlerini nereden alıyorlar?

Sosyal çevrelerinden alıyorlar. Üst zenginler kendilerine daha çok kar sağlayan kaynakları arar ve onlarla bütünleşmeye çalışırlar. Bunun için de iktidar elitlerine, siyasi iktidarı elinde bulunduran 'veto gruplarına' nüfuz etmeye ve onları kendi içlerine çekmeye çalışırlar. Mason locaları, masonik kulüpler veya enternasyonal derneklerin katkısıyla yerlerini korurlar, yeni iş sahaları bulmak suretiyle güçlerini daha da büyütürler.

Bunların karşısında nasıl durulacak ?

Bunların gücü yerlilerin organize olamamasından kaynaklanıyor. Onun için yerlileri bölebildikleri kadar bölmek, yozlaştırabildikleri kadar yozlaştırmak ve giderek yabancılaştırmak istiyorlar.

Bizim gücümüz nedir üstseçkinler karşısında ?

Değerlerimiz... Bir bütünlük arzeden dinimiz ve bin yıllardır yaşayan insani özler taşıyan törelerimiz...
Ama burada sizi rahatsız eden bir şey olmamalı.
Ama bunların yaptığı devlet ile millet, din ile bilimi, geçmiş ile geleceği sürekli çatıştırmak. Bunlar sanki ezilenden yanaymış gibi durup, etnik ayrımcılığı desteklerler... İnanç özgürlüğünden yanayız diyerek Alevi-Sünni çatışmasını körüklerler. Dindar-laik de bunların bir çatıştırma alanıdır. Bütün çatışma alanlarında çirkin bir taraf olmak yaptıkları. Düşünün Nazım Hikmet’i, “Ben yanmasam sen yanmasan/ Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” diyor. Ama kendisi herkesle her türlü işbirlikçiliğini yapıyor. Fakat ona inanan gariban solcular, bir yanlış uğruna canını feda edebiliyor. Bizim görevimiz bu kirli ilişkileri gözler önüne sermek.

www.biyografi.net de sizin yönetiminizde... Niçin biyografi.net ?

Bilgi toplumu hepimizin bildiği bir kavram. Artık bilgi toplumunu yaşıyoruz. Bilgi artık ücretsiz olarak, kolay olarak insanlara ulaşabilmeli. www.biyografi.net bu düşünceyle hizmete sunulmuş bir proje. Çok şükür iyi gidiyor.

xxxxxxxx
Mahmut Çetin Kimdir?
1963 yılında Ankara’da doğdu. Erzurum AÜ Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. TRT Yardımcı Prodüktörlük Kursu’na katıldı. Askerlik görevinden sonra İstanbul’a geldi. Uzun yıllar TGRT’de program yapımcısı olarak çalıştı. Çeşitli dergilerde yazıları yayınlandı. Beyan ve Platform dergilerini çıkardı. Şu anda www.biyografi.net internet sitesinin editörlüğünü yapıyor ve Kitabiyat programının yönetmeni. Evli ve iki çocuk babası olan Çetin’in yayınlanmış eserleri: İslam Sanatının Yeniden Teşekkülü, Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli, Bebek ile Mücahit, Boğazdaki Aşiret, Hırka, Radyo İçin Üç Oyun, Perinçek ve Aydınlık Hareketi, X İlişkiler ve Kart Kurt Sesleri, Eminönü Sözlüğü, Çalıntı Polemikleri, Genetik İhanet ve Aydın Yabancılaşması...

Milli Gazete 19 Mart 2009

bunyaminyilmaz@gmail.com 

4 Ocak 2012 Çarşamba

Gayri millî kozmopolit sınıfa dikkat!

Gayri millî kozmopolit sınıfa dikkat!
Afşin Selim
Yeniçağ 8 Ağustos 2011

Hiç şüphesiz, hayatın dinamizmi, değişmeyi ve dönüşmeyi kaçınılmazlaştırıyor. Nasıl’ın ve niçin’in peşinde iz süren Mahmut Çetin, Biyografi Net Yayıncılıktan neşrettiği “Aydın Yabancılaşması” adlı eserinde, meselenin kökünü irdeleyerek, yaşanan zihnî çözülme esnasındaki ilişkiler ağını bir bir deşifre ediyor okuyucusuna... Denenmemişi deniyor aslında; aşamalar arası ilişkiyi...Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı devlet geleneğinin bir devamı olduğunu (Türk tarihinin kesintisiz bir bütün olduğunu) özellikle vurgulayan yazar, bürokrasideki gayri millî kozmopolit yapının “yabancılaşma” olarak tezahür ettiği kanısında... Kelime itibariyle bürokrasi, “büro” düşüncesine bağlı olarak
“-krasi” ekiyle pekişiyor ve sahneye “iktidar” çıkıyor!

Yerli değerlerin “taassup” olarak konumlanması, dilin âdeta bir anlaşamama vasıtası vaziyeti alması ve pozitivizm ile yoğrulmuş zevkçiliğin (hedonizmin) ayyuka çıkmasıyla “bürokratlar sınıfı” devletin ve toplumun inançlarına tezat bir ideoloji etrafında kümeleniyor. Bu çerçevede yazar, Türk tarihinin ana problematiklerinden birinin, devşirme yönetici zümrenin yönlendirilemez hale geldiğini ayrıca hatırlatıyor!

Bahse konu sınıfın yahut bir diğer ifadeyle “mutlu azınlık aşiretinin” Anadolu dışı gayri millî sermaye ile olan sıkı ilişkisine de değiniliyor kitapta... Malûm, paranın vatanı yoktur! Müşterek bir cephede birleşen bu kozmopolit sosyal dokunun millî kültür karşıtı olması tesadüf olmasa gerek... Orhan Türkdoğan diyor ki: “Sabetayist grupların yerli seçkinlerle akrabalık ilişkileri kurmaları, hem yeni akrabalıkların kurulmasını, hem de sermayenin kendi aralarında transferini güçlendirmiştir.”

Gelgelelim, sosyal tecride erişen (!) aydın, toplum dışı kalıyor ve tarifini heterodoksi kavramında buluyor. Bununla birlikte, ehli sünnet itikadı dışındaki yönelişlerin ittifakından alıyor kıvamını... Bu ötelenme esnasında; güçsüzleşme, anlamsızlaşma, normsuzlaşma, yalnızlaşma ve kendinden uzaklaşma yaşanıyor.
Masonik, heterodoks, bölücü, ekalliyetçi, batıcı aristokrat karışım neticesinde, “kozmopolit bileşim” oluşuyor.

Batıyı, geçerli olan tek evrensel olgu olarak algılayan üstseçkinler söz konusuysa şayet, Türkiye’nin sınıf yapısını işçi, esnaf, memur, köylü gibi tasnifler ile izah etmek ne mümkün! “Elden giden vatanın” sınırları, nasıl olsa, sözüm ona lojman ve nüfuz sınırları ile aynılaşmış durumda... Fakat bilmiyorlar ki, günü geldiğinde, “kalıplaşmış ve katılaşmış statüler” de pekâlâ sarsılabilir!

Kinini dinleştiren bu sınıfın, “eski Anadolu medeniyetlerini diriltmek” çabasını da gözardı etmemek gerekiyor. Empoze edilen kültürle, halkın geleneksel kültürünün çatışmasını da...
Osmanlı coğrafyasının temel kurumlarından olan tekkelere değin sızan bu yabancılaşmışlık, Cumhuriyetle birlikte devam ettiriyor varlığını...
Kısacası, halkına karşı kendini mesul hissetmeyen “üstseçkinlerin” servet ve nüfuz sahipliğini nesilden nesile sürdürme başarısına dikkat çeken “Aydın Yabancılaşması” yla birlikte taşlar yerine tastamam oturuyor. Türkiye’de dün ve bugün değişik vesilelerle tekrarlanan çatışmanın, ne sağ-sol, ne ileri-geri, ne şu ne bu olduğu bir kez daha görülüyor; ayrıntıları kitapta saklı...

ESER-AYRINTI

ydın Yabancılaşması
Üstseçkin Heterodoksi
Mahmut Çetin
BİYOGRAFİ.NET

‘Aydın Yabancılaşması’, kronolojik manada bir batılılaşma tarihi değildir… ‘Aydın Yabancılaşması’nda bir çözülmenin zihniyet planındaki süreç, aşama ve ilişkileri kavram ve kişiler bazında tespit edilmek istenmiştir.

‘Aydın Yabancılaşması’ adlı çalışmamız, Türk aydınının düşünce değişim halkalarını incelemektedir. ‘Aydın Yabancılaşması’nda gelenek karşıtı cephenin zevkçilik, heterodoks inançlara yöneliş, masonluk, pozitivizm, sosyalizm ve kozmopolitizm şeklinde oluşan değişim aşamaları ele alınmıştır.

Yabancılaşma tarihimizdeki aşamalar arası ilişki, önemli olmasına rağmen, üzerinde durulmamış bir husustur…

‘Aydın Yabancılaşması’nda yer alan ara bölümlerde, birbiriyle zıt gibi görünen anlayışların, ülkemizdeki heterodoks inançlarla kaynaştıklarını ve giderek kozmopolit bir ortak cephede, nasıl aynileştiklerini de göreceğiz.

Osmanlı Devleti’nin yıkılışını ve İslam Dünyası’nın, batı karşısında mağdur hale gelmesini tek faktörle izah etmek mümkün değildir. Çünkü bizzat sosyal değişmenin mantığı, çok faktörlülüğü kabul etmektedir. Biz çözülmenin, ‘Aydın Yabancılaşması’ faktörünü ele aldık. Bunu incelerken de heterodoks inançların bu yabancılaşmaya katkısını, işaret etmeğe çalıştık.

Bir medeniyetin yeniden doğuşu için, daha önce niçin çözüldüğünün izahı gerekmektedir. ‘Aydın Yabancılaşması’, ‘niçin’ sorusuna cevap olmak niyetindedir.

Değişme, vazgeçilmez bir hadise... Toplum kesimlerinin ortaya çıkması ve değişmelerini anlamadan sağlıklı bir siyasi anlayış ortaya koymak mümkün değildir. Bugün analitik düşünceyle meselelere yaklaşmak, sadece entelektüel bir eğilim değil, aynı zamanda, tarihi bir zorunluluktur. Sıradanlaşan durumlar haline gelen “ulusal direncin yitirilmesi ve birliktelik bilincinin zaafa uğraması, yüzeysel analizlerle açıklanabilecek nitelikte olaylar değildir; temellerin sorgulanması gerekmektedir.”

Bu zorunlu tarihi incelemeyi yaparken, sonuca varmak için önyargılardan kurtulmak zorundaydık, bunu yapmaya çalıştık. Yaşadığımız olgular bizi, ‘hiçbir şey sadece kendisi değildir’ hakikatine ulaştırmıştır. Evet her şey, görüntünün ötesinde başka bir şeydir.
Geleceğin Büyük Türkiyesi’nin hayaliyle…